BLOG:lunaparkkizi

blog'a geri dön

2 yorum var - 06 Ekim 2007 12:34

ilk akla gelen şey heyecan...Sabırsızlıklar içinde hiç tanımadığınız birinin size anlatmasını beklemek ama sabırsızlığınızı ona göstermeden usulca dinlemek. Ağızdan dökülecek her kelimeden ana soruna inen bir merdiven bulup en karanlık köşeye inmek...Hiç bilmediğiniz bir iç dünyada, o dünyanın size verdiği kadarıyla yola devam etmek.Sanki kendi ayakkabılarınızı çıkarıp başka ayakkabıların içine girip çevreyi öyle tanımaya çalışmak. Nasıl geçer diye düşündüğünüz, sizi şaşırtan daha doğrusu danışanınızla kurmaya çalıştığınız özel ilişkinin harcı olan o dakikalar. Büyüleyici... Dün ilk kez gerçek bir oturum düzenledim.Hatalarımla, heyecanımla, oluşturmaya çalıştığım güven ilşikisinin bana ve danışanıma yaşattığı kaygıyla başettim. Bu duyguları ilk kez yaşadığım için anlamlandırmada sıkıntı çektiğimi düşünüyorum. Ama esas neydi öncesi, sırası,sonrası derseniz; keşfetme arzusundan beslenen heyecan ve yardımcı olup olamama konusunda yaşadığım kaygı vardı bende derim. Sonrasında ne yalan söyleyeyim bir rahatlık ve daha da sonra yaptığım hataların farkındalığını yaşadım. Ayrıca kendi deneysel çalışmalarımızda yapay olarak oluşturduğumuz senaryoların yetersiz kaldığını, bu işi öğrenmenin en iyi yolunun gerçek yaşantıları keşfetmenin olduğunu gördüm. Ayrıca tüm dikkatimi birine yönelttiğimde hakikaten de duygularının ve düşüncelerinin berraklaştığını gördüm. Günün birinde yapmaya çalıştığım bu işin hakkını verebilmeyi diliyorum.

Ben de 4. oturumumu bu hafta içerisinde gerçekleştireceğim. Her oturuma öyle büyük bir heyecanla giriyorum ki. Daha kaç oturum bu heyecanı taşıyacağım diye merak ediyorum. Her oturum ayrı bir macera gibi. Öyle çok şaşırtıyor ki beni bir insanın bilinmeyen derinlerindeki binbir hikayesi... Ne oturumdan önce yapılan çalışmalar, ne planlanan konular, ne de sormayı planladığın sorular... Bomboş ve anlamsız kalıyor hazırlıklar, yeni getirdiği sorunların yanında. Hata yapmak çok korkutuyor beni. İncecik bir iplikle bağlandığı hayatında onu daha fazla sarsmak ve yaşamaya inancını kaybetmesine neden olmaktan korkuyorum. Onun hayatını keşfetmek benim kendi hayatımı sorgulamama neden oluyor bazen. Oturumun sonundaki rahatlığımı da gitgide kaybediyorum. Artık aklım hep onda. Bir sonraki oturuma kadar neler yaşayacak? Her oturum kendimle ilgili her şeyden vazgeçip onun için elimden geleni yapıyorum. Ama yine de merak ediyorum. Sonunda ikimiz için neler değişebilecek?

PuRPLe DoLL  29 Ekim 2007 01:48  

karşınızda simsiyah, bitkin, ölümün kıyısında dolaşan biri oturur. ilk başlarda şaşırıp kalırsın.. bu şaşkınlık bir süre sonra geçer toparlanır ve harekete geçersin.
onunla derinlerine inmek, tutup ellerinden yıkık dökük duvarların, genizlerimizi yakan yanık kokuların ve simsiyahlıkların arasından bütün gücümüzle çıkıp oksijen denizine düşmek... oksijende boğulmak geriye kaçmaya çalışmaları.. onların kaçmalarına direnerek ellerinden tekrar tutup "burda olacaksın, yaşayacaksın, kaçma yanındayım, arkadandayım. önündeyim" demek güven vermek.. sonrasında başardığınız şeyi görmek, onun cesaretine hayran olmak, onun sana hayran olması ve kendinle gurur duymak... bu savaşı ve galibiyeti sewiorum...

counselorun  5 gün önce  
bu yazıya puanı basanlar: