BLOG:lunaparkkizi0 yorum var - 29 Haziran 2008 23:52Kelimeler tılsımını yitirmiş olmalı, özür dilerime bağışıklık kazandığım günden beri. 0 yorum var - 29 Haziran 2008 00:01Daha ne kadar ısınabilir dediğim hava sınırları ve sinirlerimi zorlarken bir baktım gene burdayım ve ölümlü zihinlere bilişsel yöntemleri kullanarak eziyet ediyorum. Genelde akıldışı düşüncelerle kendi zihnime zarar verirdim önceleri. Sadece kendime. Çünkü kimseye bu düşüncelerden,düşüncelerin kaynağından, bende bıraktığı sonuçlardan bahsetmezdim. Yıllar geçti, hırçınlığıma gömülüşüm devam etti. Ta ki geçen yıllar içinde bu düşüncelerin temellerinin aslında hiç olmadığını ya da temel denebilecek şeylerin aslında rasyonel olmadığını anlayana kadar... Allah razı olsun A. Ellis, her ne kadar ateist olsan da... Neyse yıllar geçti, temelsiz hırçınlığım peşimden geldi. Bana iki kez zarar verirken çevremdekilere de dokundu şöyle bir. Yıllar içinde, yıllardır içinde kaybolduğum döngüyü buldum ben. Seviyorum insanları, hem de çok. Çok sevince akılcı beklentilerime kıran giriyor ve etrafımda sürekli duran saçma düşünelere ve gerekçelere dayanıp öfke saçıyorum, kırıyorum, acıtıyorum. Aslında acıtırken ruhlarını, ne kadar kırıldıklarını görerek zevk de alıyorum. Hmm biraz sadistçe itiraf etmek gerekirse ama onların ne kadar üzüldüğümü anlamaları için bunu yapmaktan alıkoyamıyorum kendimi. Kendime işte bu kontrolsüzlük hissi ve başkasını üzme fikirleri yüzünden kızıyorum. Çok sevdiğini neden acıtasın ki? Gerçekten seviyorsan... Bilmiyorum, ama hissettiklerim çok açık. Gerçekleimeyen beklentiler sebebiyle hırçınlaşma ardından üzülme, beklentiyi karşılamayanı üzme ve sevdiğini sebepsizce üzmenin yarattığı ağır üzüntü dalgası. Bu döngüden pek hoşlanmadığımı anlamakta zorlanmadığınızı düşünüyorum. Kendime söz geçiremediğim ender şeylerin arasında bu da işte. Dizgünleyemediğim öfkem, kıskançlıkla alakasız hırçınlığım, yakınlaşmak isterken ortaya çıkarttığım iticiliğim, kırıcı sözlerim... Gene de tüm bunlara rağmen aynı benim. Bunu biliyorlar mı, bir fikrim yok ama arada anlatmaya çalışıyorum. Başarıyor muyum bunu bilmiyorum. Acaba ben arada bir şeyler başarıyor muyum? Kendime sorduğum sorulara döndüm hırçınlığımdan. Belki de hırçınlığımın karnı en çok sorularımla doluyordur. Belki;"beni seviyor mu?", "Umrunda mıyım?", "Gerçekten seviyorsa buna dikkat etmesi gerekmez mi?"... Daha saymayayım çok daha sıkıcı gerisi. Sorular...Beynimin tee bi yerindeki duygulardan sorumlu nöronları dize getiren yanlış algılarımın maddesel çıktısı. Sizden de hoşlanmıyorum. Bu yazı nasıl biter bilmiyorum. Ama burada bırakıyorum... 1 yorum var - 24 Haziran 2008 23:04Bazen sessizce de patlamak mümkündür. Söyleyecek olduklarınızın, ağlamanızın işe yaramadığı her durum bu patlamaya gebedir. 3berbat haftasonları geçmiş haftaların laneti midir yoksa gelecek haftalara dair korkunç kehanetler mi içerir?0 yorum var - 20 Nisan 2008 17:31kapının hemen yanında kafamı kaldırınca gördüğüm sigortaları var evimin. Demin de bir süre baktım onlara, indirsem dedim hepsini elektirik denen şey olmadan bir gün geçiririm, ayrıca kapıyı kilitleyip, telefonları da kaparsam işte tam tecrit. Neyse sigortalara tekrar baktım, bilgisayarımın başına geçtim. ne zamandır yazmamışım dedim sonra ve ben sanırım berbat günlerin herhangi birindeydim (not: herhangi biri nasıl yazılır bilmiyorum). kapalı günler yaşıyorum şu ara. Hissettiklerimi kimse bilmiyor belki çok da anlatılası ve biricik şeyler değil bunlar. Herkes kadar benim de berbat gidiyor belki işlerim ama ben hala şu acayip ortamda tekim diye müthiş bir mazoşist bir narsizmin içindeyim. Hmm sanırım bu da benim tercihim. Düşünüyorum evin bir dönem sürekli sorun yaşatan sigortalarını. benim de var sigortalarım ve birçoğunu indirmişim tüm akım sadece birine binmiş durumda. Sanırım atması yakın ya kusura bakmayın elektirikle,sigortayla ilgili engin bilgim yok bir yerlerde de yanlış varsa bir hayır sahibi anlatır sonra bana. Yo sanırım öğrenmek istemiyorum yoksa bu da çalışmakta olan tek sigortaya binecek sonra. Elim bu son "şeyin" üzerinde, üzerinde "open" ve "close" yazıyor. Biraz da yanık plastik kokuyor, bir pazar günü işte bu kadar süper geçebilir. son iki haftanın tüm gerginliği hala üstümde, tüm haftasonu planları elimde patladı hmm yanık plastik gibi kokuyor bu pazarın akşam üstü saatleri. ve önümdeki haftalar için oluşan tablo giderek kararıyor. yanmış,buruşmuş,karanlık bir zaman dilimi... Dinleyen yok, anlattığım da yok o yüzden anlayan da aramıyorum. 0 yorum var - 14 Kasım 2007 23:05Ellerimden, yüzümden, kalbimden bir karartı geçiyor. Yapış yapış olmuş umutlarım, hepsi de bulaşmış yalnızlığıma ve acıdan ses tellerim detone çığlıklarla etrafımı yardıma çağırmış. Ellerim, kalbim yapış yapış... Sıçrayan bir şey bu yalnızlık, birden gelen ve göğü kaplayan kara bulutlar gibi. Yaklaşıyor, kararıyorum. O geliyor, ben kaçıyorum. Yaklaşmak istediklerimden kaçarken buluyorum kendimi ya da onlar bana ulaşamıyor. Nasıl olacak tüm bunlar bilmiyorum. Yaklaşıyorum ama yaklaştıkça ellerimden kaydığını hissediyorum bazı şeylerin. Canım yanıyor...Uzun zamandır uyuşuk bir halde ondan bundan habersiz ruhum acayip bir kararlılıkla silkelenmeye başlamış. Tamam uyanmış fakat bu da yağmurun sağnaktan aşağı olmadığı bir bahar sabahıymış. Baharın içine girmek isteyen bir ruh, baharı bulmak için birçok kez diğer mevsimleri kaçıran bir ruh. Peki bu ruh ne kadar gerçek bir ruh olur diğer mevsimleri yaşamaktan feragat ettiğinde? Yalnız bir ruh olur, yalnızca yalnız bir ruh olur o kadar. 0 yorum var - 06 Kasım 2007 00:03Kafamı kaldırdım kitaplardan, defterlerden ve uzun zamandır dinlemediğim müzikleri dinliyorum. Şuan ne yapmak istediğimi sorsa biri ona önce “hiç bu kadar net olmamıştı istediğim” deyip, “kordonda yürümek istiyorum” u şlak diye yapıştırırdım. Saat gece yarısına o kadar yaklaşmış ki şuan, gece yarısının ensesinde ürperti yaratıyor yaşadığım dakikalar. Dakikalar ki hem beni, hem seni didikliyor. Sonuna kadar uzanıyor hayatlarımızın ve ufukları delip geçiyor. Yanılmışım… Yalnızım ve galiba her zamankinde de fazla. Ama yapılabilecek ne var ben de bilmiyorum sadece kendime sıkıldığımı itiraf ediyorum. Yorgunum, yeter diyebiliyorum. Yalnızlığı anlatmak… Anlaşılmayacağını anladığım günden beri sadece yürüyorum. Ardımda kalsın diye tüm körfezi turluyorum. Ruhum bile soluğunu kesik kesik alırken, yalnızlığım dörtnala ilerliyor ardımda. Onun bazen bedenime yapıştığını hissediyorum, hafifçe silkiniyorum. “Ne olacak peki?” bu soru kulaklarımda değil her yanımda çınlıyor. Gölgesi ellerimden geçiyor ve ben sadece parmaklarımın ucunda dolaşan bilinmezliğe bakıyorum. Tüm bunlar öğrenilmiş çaresizlik dedikleri şey mi? Yürümek istiyorum bir de yürürken konuşacak biri. Konuşmasıyla uykusuzluğumun farkına vardıracak biri, huzursuzluğumu alıp götürecek biri. Sıcak kahveye dökülen kanyak kadar bana uyuşan biri. Çarpıcılığı her yudumda dilime değen, hafif başımı döndüren, her yudumdan sonra içime biraz daha eğilen biri. 2 yorum var - 22 Ekim 2007 02:32doğurtamadığım düşüncelerin sancısı, bulanık bir gece eşlik ediyor bana. Uzandığım zeminin farkındayım ama her an altımdan kayacakmış gibi geliyor. Kaybedeceğim sanki onu da. Hiçbir şeyim kalmamış sanki. Dinleyen, dinlenilen, yardım eden, ağlayan,terkeden ve terkedilen... Yokluğun çıplaklığı üstüme yapışmış, bir şeye ait hissedemiyorum kendimi halbuki o kadar isterdim ki şuan bir yere dahil olmayı, bir şeylerin içinde harç olmayı. Açlığımın sebebi bu belki de. Hiçbir zaman tam anlamıyla bir şeylere dahil olamadığımın farkında olduğumdan beri bu var üzerimde. Nasıl bir farkındalık bu? Beni nereye sürüklüyor? Soruyorum kendime: nereye gidiyorum, neden böyle yapıyorum... Cevaplarım yok sorularımla hem uykusuzluğumda hem de bulanık zihnimde mücadele ediyorum. Geri aldım...Mücadele edemiyorum. Yok öyle bir şey. Etrafım bir çeşit çaresizlikle çevrilmiş durumda sessizce o çaresizliğe bakmaya çalışıyorum. Birçok şey gibi ondan da utanıyorum ve gözlerimi kaçırıyorum. Bu yüzden bu çaresizlik tam anlamıyla nasıl bir çaresizlik kavrayamıyorum. Beni benimle bıraktığından beri insanlar ben de onlara ne yapıyorsunuz diye sormuyorum. İmkanım olsa sorar mıydım onu da bilmiyorum. bilmiyorum...direncin anahtarı gibi. ve onu kullanmayı seviyorum. 0 yorum var - 22 Ekim 2007 02:03ufak bir çocuğum şimdi... 2 yorum var - 06 Ekim 2007 12:34ilk akla gelen şey heyecan...Sabırsızlıklar içinde hiç tanımadığınız birinin size anlatmasını beklemek ama sabırsızlığınızı ona göstermeden usulca dinlemek. Ağızdan dökülecek her kelimeden ana soruna inen bir merdiven bulup en karanlık köşeye inmek...Hiç bilmediğiniz bir iç dünyada, o dünyanın size verdiği kadarıyla yola devam etmek.Sanki kendi ayakkabılarınızı çıkarıp başka ayakkabıların içine girip çevreyi öyle tanımaya çalışmak. Nasıl geçer diye düşündüğünüz, sizi şaşırtan daha doğrusu danışanınızla kurmaya çalıştığınız özel ilişkinin harcı olan o dakikalar. Büyüleyici... Dün ilk kez gerçek bir oturum düzenledim.Hatalarımla, heyecanımla, oluşturmaya çalıştığım güven ilşikisinin bana ve danışanıma yaşattığı kaygıyla başettim. Bu duyguları ilk kez yaşadığım için anlamlandırmada sıkıntı çektiğimi düşünüyorum. Ama esas neydi öncesi, sırası,sonrası derseniz; keşfetme arzusundan beslenen heyecan ve yardımcı olup olamama konusunda yaşadığım kaygı vardı bende derim. Sonrasında ne yalan söyleyeyim bir rahatlık ve daha da sonra yaptığım hataların farkındalığını yaşadım. Ayrıca kendi deneysel çalışmalarımızda yapay olarak oluşturduğumuz senaryoların yetersiz kaldığını, bu işi öğrenmenin en iyi yolunun gerçek yaşantıları keşfetmenin olduğunu gördüm. Ayrıca tüm dikkatimi birine yönelttiğimde hakikaten de duygularının ve düşüncelerinin berraklaştığını gördüm. Günün birinde yapmaya çalıştığım bu işin hakkını verebilmeyi diliyorum. 0 yorum var - 11 Eylül 2007 18:05Yazımın başını kaybedeli saatler oldu. Nasıl başlayacağımı bilememenin huzursuzluğu içinde sabahtan beri bir giriş cümlesi arıyorum. Kaybettim onları, tıpkı diğerleri gibi. Kahrolası anlamsızlık yüklü duruşlarda kendi anlamımın aslında pek de anlamlı olmadığını fark etmekle başladı her şey. Uyuyamıyorum...Huzursuz bir ruhum var. Her gece karanlık bir ormanda dolaşan bir bedene saklanıp korkumla beslenen kabusların arasından geçiyorum. Nasıl bir gece ki bu benden besleniyor ve ben de kayıtsız kalıyorum. Lanet olası... Bazen herkese olur diyorum, sadece sövmek istersiniz. Sadece ipler elinizden kayarken "lanet olsun git, bit hadi" demek istersin, işte öyle bir an bu da. Oldukça sıradan ve fani. Beni daha da bana yaklaştıran. Karıştığım ve karışamadığım şeyler var. Kendimden uzak tutup da yaklaşamadıklarım. Sanki orada sadece koca bir ateş var. Feraget etmişim ben. İçimden bir şey kopmak zorunda yola devam etmek için. Sevmekten, kahkalarla gülmekten, sevilmekten,sevişmekten,birine her şeyini anlatmaktan biraz da ağlamaktan vazgeçtim ben. Belki mantıklı belki mantıksız ama kendimi salak bir seçimin ortasında buldum. Sonra da bunun seçim meselesi olmadığını anladım ve başladığım yere döndüm. Bu sefer de tüm isteklerimi kaybetmiş olduğumu gördüm. Kaybetmediklerim de vardı tabi karamsarlığım ve onunla yaşayan hayata ironik bakışım. Soğumuştum hayattan. İnsanları uzağımda bırakmışım, elimden birçok şeyin kayıp gitmesine hayat kadar ben de karşıdan bakmışım. Mücadelenin ortasında elimde sefer tasıyla dururken umutlarımın geçit törenine katılmışım. Hayat... Bunu düşünüyorum, ne yani bu. Biz burda bir puzzle çözmek için mi varız. Hakikaten anlamı mı var yoksa anlamlar bütünü mü? Allah aşkına nedir tüm bu saçmalık? Hayatımı olmadığı gibi gösteremem. Naylondan acılarıma entelektüel kılıflar dikerek onları "allenvari" filmlere çeviremem (böyle bir kaygım yok) Sıradan bir kasabanın sıradanlığı içinde anlaşılamayacak kelimeler arayan deli bir kadın. Hımm, genç, deli,üzgün,depresif,gülümseyebilen ve müzik dinleyen. Anlaşılamamak... Neden böyle bir derdimiz olsun ki? Birbirimizden farklıyız ama sıradan olmadığımız anlmına da gelmiyor ki. İşi yokuşa süren sanki biraz da bizmişiz gibi. Kek yapmak...Hayatı kek yapmaya benzettim bugün. Cıvık hamur sen çırptıkça ellerine daha da sıvanır ve kurtulamazsın. Hadi kurtuldun diyelim, bu sefer de bir türlü ayarlayamadığın fırının sıcak kollarına bırakırsın. Elektrik kesilmezse ya kek aşırı ısıdan fıss söner ya da zaman ayarı hakikaten ayarsız olan fırın yakar kekini. Tabi kekin sağlam çıktığı da olur ama ben daha bunu başaranlarla tanış olmadım rivayet üzerine yazıyorum. Böyle işte. Umutların kayıp gittiği anlar vardır, yenildim galiba dediğin. Evet öyle bir an bu da. Tekrarlanmaz olanın daimi tekrarı bir de javu işte o kadar. Yenilgiler...Aslında hep birbirine benzer. Bebeyken ill kıç üstü oturuş, Okulda alınan ilk kırık not, reddedilme, dışlanma, uğruna birçok şeyden geçtiğin birinin seni yarı yolda bırakması... Hımm, hepsi tanıdık. Saklamıyorum, daha aklıma gelmeyen niceleri var. Sadece şimdi anlatmak istedim. Arada hepsini düşünüyorum. Hepsini çünkü onlar benim. Her şeyin üzerime geldiği anlarda daha da büyüyen yenilgilerim, geceleri üzerime gelen yalnızlığım, huysuzluğum ve uykusuzluğum. Bazen diyorum, belki de hayatın kısa devre yapmış bir anına sıkışıp kaldığımı düşünüyorum. Hakikaten de karanlık ve basık bir yerine. Hayat ya da yaşam ortamı diye bize kaktırılan kozmosta, kaosun Allahını yaşıyor olmak garip geliyor. Bu nasıl bir düzen diyorsunuz. Hayat biraz da canavar gibi bazen. Benim ve senin umutlarınla besleniyor. Benim hayalgücüm, senin isteklerin ve gücün bir başkasının duaları...Aslında hepsi de aynı. Bu düzenin günlük nevalesi. Umut..neyi umut etmem gerek? Hadi artık bulmaktan sıkıldım sen söyle biraz. Nasılsa aşklarımı, yazılarımı,isteklerimi,inancımı, yaşlarımı kaybettim. Ve biraz da filmin devamını merak ediyorum. Geçen hafta gene bir mucize istedim ama sadece sıkıntılı günlerin fırtınasına gömülüp sonra da silkelendim. Olan sadece bu. Geride inanılmaz bir baş ağrısı, uykusuzluk ve çelik gibi sinirler kaldı ve tabi braz da argoya bulaşmış dürüstlüğüm. İçimden bir şey gelmiyor, beni bir köede bıraksan adım atıp atmama adına bile düşünemeyecek kadar yorgunum. Beni duyuyor musun, bir süreliğine oyundan çıkmak istiyorum. Oyun sana ait de olsa ben ESC tuşunun yerini biliyorum. |